
Bilgi: Şahsiyet İnşasının Mimarı ve İnsanlaşma Serüveni
Bilgi: Şahsiyet İnşasının Mimarı ve İnsanlaşma Serüveni
Takdim: Tahsin Gülhan (Moderatör)
Konuk Takdimi ve Muhammed Şevki Aydın’ın İlmi Kimliği
Tahsin Gülhan, oturumun konuğu olan Prof. Dr. Muhammed Şevki Aydın’ı “din eğitimi alanında Türkiye’nin öne çıkan kıymetli akademisyenlerinden biri” olarak tanımladı. Gülhan, hocanın biyografisine dair şu önemli detayları paylaştı: 1954 yılında Erzurum’da doğan Aydın, 1973’te Erzurum İmam Hatip Lisesini, 1977’de ise Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini bitirdi. Din eğitimi, ahlak ve pedagojik formasyon üzerine yoğunlaşan akademik kariyerinde 1999 yılında profesör unvanını aldı. Aydın; hâlen Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Eğitim Fakültesinde görev yapmaktadır. Tahsin Gülhan, özellikle hocanın “Ahlakla Var Olmak” ve “Açık Toplumda Din Eğitimi”, “Din Eğitimi Bilimi” gibi eserlerinin, bugün ihtiyaç duyulan ’bilgi-şahsiyet’ köprüsünü kurmak adına hayati önemde olduğunu vurguladı.
Bilgi Felsefesi: Yatay ve Dikey Boyut Ayrımı
Moderatör Gülhan, takdim konuşmasında şunları söyledi:
“Programın merkezindeki “Bilgi ne işe yarar?” sorusunu felsefi bir paradigma çatışması üzerinden okur. Klasik İslam döneminde bilginin ‘hikmet’ ve ‘marifet’ olarak görüldüğünü; amacının ise hakikati bulmak, ahlaki olarak yetkinleşmek ve ‘insan-ı kâmil’ ufkuna ulaşmak olduğunu belirtir. Bu, bilginin ‘dikey’ boyutu yani insanı ruhsal olarak kemale erdiren ve yaratılış gayesine yaklaştıran tarafıdır.”
“Buna mukabil moderniteden itibaren bilginin köklü bir paradigma değişimiyle tamamen seküler bir vakaya dönüştüğünü ifade eder. Francis Bacon’ın ‘Bilgi güçtür.” sözüyle kristalleşen bu yeni anlayışta bilgi; doğaya, insana ve varlığa hükmetmek için kullanılan bir aygıttır. Gülhan’a göre modern bilgi ‘yatay’ düzlemde ilerler; ilerlemeyi ve konforu artırsa da dikey anlam boyutunu, insanın iç dünyasını, ruhunu, ruhun kemal bulmasını ihmal eder.”
Eğitim Eleştirisi: ‘Sahip Olmak’ vs. ‘Olmak’
Modernite anlayışın bir uzantısı olarak dijital çağın hayatımıza çöktüğü bu dönemde, bilginin sadece bir veri (data) veya hammadde hâline getirilmiştir. Bu, eğitimle ilgili olarak Erich Fromm’un meşhur ‘Sahip Olmak ya da Olmak’ ayrımıyla örtüşmektedir:
- Sahip Olmak: Bilginin sadece ‘bir sipariş hattı’ telefon ve adresini kaydetmek gibi ön belleğimize almak, ‘not almak’, diploma sahibi olmak veya statü kazanmak gibi dışsal ve sığ amaçlara matuf hazmedilmeksizin biriktirilmesi; ‘bilgiyle obezleşmek’ veya ‘enformatik cehalet’tir. Bilgi burada sahip olunan bir meta derekesindedir; kişinin içine işleyip onu değiştirmez, ‘olmak’ anlamında bir iç kemal sağlamaz.
- Olmak: Bilginin hikmet, anlam ve değer boyutunu, içselleştirilmesini ifade eder. Bilginin hikmet ve anlam boyutuyla insanlar tarafından içselleştirip, hazmedilmesi; manen olgunlaşmaya ve meslekî olarak yetkinleşmeye yol açmasıdır.
Kadim bilgeliğin gereği olarak bilginin sahip olunacak bir meta değil kemal bulacak hikmet, fazilet değeri olarak görülmesi ancak bilginin ‘güç’ olan boyutunun asla ihmal edilmemesi, bilginin hikmet ve anlam boyutuyla bütünleşmiş olarak aktif kılınması gerekir.”
Gülhan sonuç söz olarak maarif davasının; hakikat ve gerçeklik ekseninde varlığı dikey ve yatay, insanı ruh ve beden, bilgiyi hem hikmet hem ‘güç’ boyutuyla ele alıp bütünsel olarak yetkinleşmenin gereğini vurguladı.
Prof. Dr. Muhammed Şevki Aydın’ın Sunumu ve Analizi
Bilgi: Şahsiyet İnşasının Mimarı ve İnsanlaşma Serüveni
Sunum
Giriş: Epistemolojik Kırılma ve İki Farklı Bilgi Tasavvuru
Maarif davamızın temelinde yatan “Bilgi ne işe yarar?” sorusu, aslında modern insanın yaşadığı anlam krizinin merkezine işaret eder. Muhammed Şevki Aydın Hoca konuşmasına bilginin modern ve kadim dünyadaki konumunu kıyaslayarak başladı:
- Modernite ve Bilginin Nesneleşmesi: Francis Bacon ile kristalleşen “Bilgi güçtür.” anlayışı, bilgiyi doğaya hükmetmek ve maddi üstünlük kurmak için kullanılan seküler bir hammaddeye indirgemiştir. Bu yaklaşımda bilgi ‘yatay’ bir düzlemde ilerler ve insanı sadece bir ‘teknisyen’ kılar.
- Maarif Tasavvuru ve Hikmet: Kadim irfanımızda bilgi; hikmet ve marifetle eş değerdir. Bilgi, insanı tekâmül ettiren, ruhu kemale erdiren ve eşyanın hakikati üzerinden Sani-i Zülcelal’e ulaştıran ‘dikey’ bir yolculuktur. Burada soru, “Ne kadar biliyorum?” değil, “Bildiğim şey beni ne kadar insanlaştırıyor yani düşünme, sorgulama, anlamlandırma gibi insani yetilerimi ne kadar geliştiriyor?” sorusudur.
1. Sosyolojik Teşhis: Bilginin İtibarsızlaşma Sebepleri
Toplumumuzda bilginin ve ilim adamının hafife alınması, hocanın en çok üzerinde durduğu yaralardan biridir. Bu durumun temel sebebi, bilginin ‘teorik bir yük’ olarak kalması ve şahsiyete nüfuz etmemesidir.
- Kalite Sorunu: İnsanlar ‘bilgili’ olduğu iddia edilen (diplomalı/unvanlı) kişilerin hayatlarına baktığında onlarda ahlaki bir üstünlük, huzur veya kalite göremedikleri için kestirme bir yargıya vararak bilgiyi mahkûm ederler.
- Temsiliyet Krizi: Bilgiyle beslenemeyen, sadece bilgiyi ‘taşıyan’ bireylerin hayatındaki tutarsızlık, toplumda “Bilgiyle adam olunmuyor.” algısını beslemektedir. Oysa sorun bilgide değil, o bilginin niteliğinde, onun insanlaşma sürecine dâhil edilememesindedir.
2. İnsanlaşma Süreci Olarak Bilgi
Hocanın en çarpıcı vurgularından biri, insanın biyolojik doğumu ile kültürel/manevi doğumu arasındaki farktır.
- Potansiyelden Aktüele: Hayvanlar dünyaya ‘tamamlanmış’ olarak gelirken, insan sadece bir ‘insan adayı’ olarak doğar. İnsanın potansiyel yetilerini geliştirip ‘insanlaşma’ sürecini tamamlamasının tek yolu bilgiyle beslenmesidir.
- Varlık Dünyasına Eklenen Tuğlalar: Her sahih bilgi, bireyin varlık dünyasına eklenen bir tuğladır. Bilgiyle beslendiğimiz oranda gerçekleri tanıma kapasitemiz gelişir ve hayatımızı o gerçeklere (hakikate) göre dizayn etme imkânı buluruz.
3. Bilgiyle Beslenmenin Metaforu: Çantadaki Gıda vs. Hücredeki Enerji
Muhammed Şevki Aydın Hoca, ‘ezber’ ile ‘anlamlı öğrenme’ arasındaki farkı sarsıcı bir gıda analojisiyle açıklar:
- Sırt Çantasındaki Azık (Ezber): Mevcut eğitim sisteminin ürünü olan ‘ezberlenmiş malumat’, sırt çantasında taşınan ama asla yenilmeyen gıdaya benzer. Kişi o bilgiyi taşır (sınavda döker) ancak o bilgi kişiyi doyurmaz, onun kanına karışmaz, onu ayağa kaldırmaz. Bu, ‘bilgi obezitesi’ veya ‘enformatik cehalet’ doğurur.
- Sindirilmiş Gıda (Anlamlandırma): Gerçek bilgi birey tarafından çiğnenen, sindirilen ve vücudun hücresine kadar ulaşıp enerjiye dönüşen gıdadır. Bu sürece hocamız ‘anlamlandırma’ der. Birey bilgiyi kendi zihinsel işlemlerinden geçirip ‘kendi ürünü’ hâline getirdiğinde artık o bilgi onu rahat bırakmaz; eylemlerini yönetmeye başlar.
4. Bilgi-Amel (Eylem) İlişkisinin Psikolojisi
“Biliyor ama yapmıyor.” paradoksunun çözümü, bilginin duyuşsal (affective) boyuta geçip geçmediğiyle ilgilidir.
- Anlamlandırma ve İrade: Karar verme süreci bilişsel başlar. Bir eyleme ( mesela dürüstlüğe) yüklenen anlam ne kadar derin ve ‘içselleştirilmiş’ ise, bu durum insanın duyuşsal alanını tetikler. Arzu ve istek uyandığında, irade devreye girer ve eylem gerçekleşir.
- Doktor Örneği: Bir doktorun sigara içmesi, bilgiyi ‘yetersiz’ bildiğinden değil, o bilgiye yüklediği anlamın eylemi durduracak kadar güçlü olmamasındandır. Ne zaman o bilgi, kendi varlığı için ‘kritik bir tehdit’ olarak yeniden anlamlandırılırsa o zaman eylem (bırakma) gerçekleşir.
5. Pedagojik Devrim: Bilgi Aktarılamaz, Edinilir
Maarif sistemindeki ‘öğretme’ yanılgısına karşı hocamız kalıcı bir gerçeği hatırlatır:
- Öğrenme Kılavuzluğu: Bilgi, sepetteki elmalar gibi birinin cebinden alınıp diğerinin cebine konulamaz. Hoca, bilginin ‘aktarılamayacağını’, sadece ‘edinilebileceğini’ savunur. Öğrenci aktif bir ‘özne’ olup o bilgiyi kendi zihninde yeniden inşa etmedikçe öğrenme gerçekleşmez.
- Öğretmen Rehberdir: Bu sistemde öğretmen, bilgiyi ‘püskürten’ bir kaynak değil, öğrencinin kendi öğrenme yolculuğuna rehberlik eden bir kılavuzdur.
6. Ahlak ve Dindarlık: Ter Dökülmeden Kazanılmayan Emanet
SUNUM DEVAM EDERKEN NAKİL BAŞLADI:
Ahlak ve dindarlığın ‘malumat ezberi’ ile kazanılacağına dair yaygın kanaatin eleştirisi:
- Cepte Taşınan Dindarlık Olmaz: Bir çocuğun cebine veya zihnine hazır kalıplar hâlinde ‘dindarlık’ koyamazsınız. Ahlak, ancak bireyin bilgiyle beslenip insanlık yetilerini geliştirmesiyle, kendi ‘alın terini silerek’ ürettiği bir şahsiyet meyvesidir.
- Ezber Ahlak Üretemez: Hayatını sadece başkalarının yapılandırdığı kalıpları tekrarlayarak geçirenler (ezberciler), asla gerçek ahlak edinemezler. Çünkü ahlak, karşılaşılan sorunlarda ‘hakikati arama ve irade koyma’ becerisidir; bu da ancak muhakeme yeteneği gelişmiş özgür zihinlerde yetişir.
Sonuç: Sahih Bilgiyle Tevhid’e Yolculuk
Sonuç olarak bilgi; sadece dünyevi bir kariyer anahtarı değil, kâinatı bir kitap gibi okuma sanatıdır. Maarif Platformu bakış açısıyla; aklı doyuran, kalbi ferahlatan ve insanı ‘insan-ı kâmil’ ufkuna taşıyan her bilgi değerlidir. Dijital çağın bilgi çöplüğü ve kirliliği içinde bizi kurtaracak olan, her bir veriyi ‘hikmet’ süzgecinden geçiren sorgulayıcı ve anlamlandırıcı zihinsel disiplindir.
Hulasa: Bilgiyle beslenen yani hakikati sindiren insan; sadece ‘bilen’ değil, o bilginin ışığında ‘olan’ ve ‘yaşayan’ insandır. “Bilgiyi üretenler, onu kullanma imkânını elde ederler; çünkü üretirken onun hayatla, sorunlarla ve hakikatle olan bağını ilmek ilmek dokumuşlardır.”
2. Müzakereler ve Katılımcı Görüşleri
Osman Çakmak
Prof. Dr. Osman Çakmak, günümüz eğitim sistemindeki temel sorunun bilginin bir sömürge ve aldatma aracı olarak kullanılması olduğunu belirterek Türkiye’nin bir ‘sınavlar ülkesi’ hâline gelmesinin fıtri kabiliyetleri heder eden zihinsel bir yok oluş süreci olduğunu vurgular. Beceriye değil, sadece sınav geçmeye odaklı bu dayatmacı belletme yöntemi; muhakeme yeteneği felç olmuş, yeniliğe kapalı ve kendi ezberinden farklı her düşünceyi kişiliğine saldırı olarak gören tahammülsüz fert tipleri üretmektedir. Bu yapısal bozukluk, toplumda ‘tek doğrulu’ fanatiklerin egemen olmasına yol açarken, zihin altyapısı bu şekilde şekillenmiş kitlelerin medya yoluyla sürekli kutuplaşma ve ihtilaf duygularıyla manipüle edilmesine zemin hazırlamaktadır.
Bu kuşatmayı yarmak ve gerçek bilimsel bilgiyi netice veren bir maarif inşa etmek için ise teorik ezber yerine keşfe dayalı uygulamalı eğitim modellerinin öne çıkarılması ve eğitimin bir zorunluluktan ziyade merak odaklı bir ekosisteme dönüştürülmesi gerekir. İbn-i Heysem’in metodolojisine atıf yaparak, bilginin bir dogma değil, her aşamasında sorgulanması gereken bir ‘hakikat arayışı’ olması gerektiğine dikkat çeker. Asıl çözüm insanımızın bilgi ile aldatılmasının önüne geçecek olan bilgi felsefesi konularına eğilmek ve bilgiyi sadece istifleyen değil onu hakikate ulaşmak için bir süzgeçten geçirerek özgürleşen şahsiyetli nesiller yetiştirmektir.
Rafet Fener
İradenin zekâ gibi doğuştan gelen farklılıkları olup olmadığını sorgulanmıştır. Muhammed Şevki Hoca ayrıca geleneksel ilim tasnifindeki ‘zararlı ilim’ kavramına dikkat çekmiş; buna karşılık, İslam’da mutlak ilmin övüldüğünü ve hakikati arama çabasının zarar veremeyeceğini belirterek ‘faydasız bilgi’ (amel edilmeyen/insana dokunmayan bilgi) kavramına odaklanılması gerektiğini vurguladı.
Ömer Erkeneken
Muhammed Şevki Hoca sahadaki en büyük sorunun, sistemin öğretmenden ‘ezberletip geçirmeyi’ beklemesi olduğunu dile getirdi. Öğrencilerin Coca-Cola gibi boykot ürünlerini hâlâ kullanıyor olması, bilginin eyleme ve bilince dönüşmemesi acı bir örnek olarak sunulmuştur. Şevki Hoca, bu duruma “öğrencinin elinden zorla almak yerine, ona o şişeyi kendi iradesiyle bıraktıracak şuuru (anlamlandırmayı) kazandırmak” gerektiğine dikkat çekti.
Prof. Dr. Ahmet Kırkkılıç
Bilginin fazlalığının insanda kaygı veya kararsızlık oluşturup oluşturmayacağı üzerinde duruldu. Şevki Hoca’nın bilginin arttıkça ‘hesap kitabın’ arttığını, bunun da anlık ve sığ kararlar yerine daha sağlıklı ve isabetli adımlar atma gereği üzerinde durması ciddi bir önem arz etmektedir. Bu sunumda bilginin verilerin anlamlandırılmış hâli, hikmetin de bu bilginin doğru yerde ve doğru şekilde kullanılması, anlamlandırılmış bilgi olduğu ifade edildi. Bu durumda “Arının bal yapması veya uçması bilgi midir?”, “Bilgi hakikati yansıtır mı?”, “Bilgi sahibi olan bilge midir?”, “Bilgi fazla olunca kaygı artar mı, kararsızlık ortaya çıkar mı?”, “Çok bilenin yanlış yapması mümkün mü?”, “Bilgiyi kim doğru kullanır?”, “Namaz kılmayanın irademi kullanamıyorum.” gibi sorular bilgi ve hikmet, bilgi ve hikmet sahibi olmak ayırımlarıyla cevaplanmış oldu.
Prof. Dr. Ömer Gündoğdu
Dijitalleşme ve Yapay Zekâ (AI) tehdidine dikkat çekmiştir. Öğrencilerin ödevlerini kopyala-yapıştır yaparak ‘bilgi sahibi’ gibi görünmelerinin aslında bir ‘cehalet obezitesi’ olduğunu, ezberin eğitimin bir parçası olduğunu (şiir, anatomi vb.) ancak bunun bir ‘atlama taşı’ olarak kullanılması gerektiğini vurguladı.
Sonuç (Tahsin Gülhan)
Bilgi, insan hayatı için anlam ve hikmet, teknik ve ‘güç’ boyutlarıyla bir bütündür ve temel bir değerdir. Bu anlayış içerisinde sahih ve doğru bilgiyle hem beslenerek ‘insanlaşmaya’ hem de disiplin içerisinde ‘yetkinleşmeye” vesile olması temennisinde bulunuyoruz.

Prof. Dr. Muhammed Şevki Aydın Kimdir?
Prof. Dr. Muhammed Şevki Aydın, eğitim bilimleri ve özellikle din eğitimi alanında Türkiye’de öne çıkan akademisyenlerden biridir. 1954 yılında Erzurum’un Oltu ilçesinde doğmuştur. İlk ve orta öğreniminin ardından Erzurum İmam Hatip Lisesi’ni (1973) tamamlamış, lisans eğitimini Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde (1977) bitirmiştir. Yüksek lisansını “Mehmed Şemseddin (Günaltay)’ın Din Eğitimi Anlayışı” (1986), doktorasını ise “Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi Öğretmenlerinin Pedagojik Formasyon Yeterlikleri” (1992) başlıklı tezleriyle Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde tamamlamıştır.
Meslek hayatına öğretmen olarak başlayan Aydın, 1981 yılında Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde araştırma görevlisi olarak akademiye adım atmıştır. 1983 yılından itibaren Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde görev yapmış; 1993’te doçent, 1999’da profesör unvanını almıştır. Uzun yıllar bu kurumda akademik çalışmalarını sürdürdükten sonra, 2022 yılı itibarıyla Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde profesör olarak görev yapmaktadır.
Akademik çalışmaları din eğitimi, öğretmen yetiştirme, eğitim ahlakı ve eğitim düşüncesi alanlarında yoğunlaşmaktadır. Türkiye’de din eğitiminin kuramsal temelleri, öğretmen yeterlikleri ve eğitim politikaları üzerine önemli katkılar sunmuştur. İlk yazısı 1976 yılında yayımlanan Aydın’ın makaleleri çeşitli akademik dergilerde ve ortak kitaplarda yer almıştır.
Başlıca eserleri arasında Din Dersi Öğretmeninin Pedagojik Formasyonu (1996), Cumhuriyet Döneminde Din Eğitimi Öğretmeni Yetiştirme ve İstihdamı (1923-1998) (2000), Din Eğitimi Bilimi, Eğitim Ahlakı, Ahlakla Varolmak, Kültürlerarası Din Eğitimi, Açık Toplumda Din Eğitimi & Yeni Paradigma İhtiyacı ve İslamcıların Din Eğitimine Bakışı: Mehmed Şemseddin Günaltay Örneği gibi çalışmalar bulunmaktadır. Ayrıca İslam Geleneğinde Öğretmen-Öğrenci adlı eseri Türkçeye kazandırmıştır.



